Çocuk ruhlu şarkılar!

İşe geldim, masamda bir cd. “Büyüdüğümü nereden anlayacağım?” diye soruyor bana. Büyüsem de içimde kıpır kıpır bir çocuk var, ona göz kırpıyor.
Koydum laptopa, taktım kulaklıklarımı. Dinlemeye başladım. Nasıl neşeli, nasıl çocuksu…
Çocuklar küçükken Banu Kanıbelli dinlerdik birlikte. 4 yaşın tüm meraklarını, ufak tefek dertlerini, kocaman kahkahalarını içinde taşıyan şarkıları vardır; güzel sade besteler, akılda kalan melodilerle.
cd
Şimdi önümüzde İmre Hadi ile yeni bir seçenek var. Daha çok ilkokul çağındaki çocuklar için gibi hissettim dinledikçe, sözleri, melodileri ile. Artık küçük olmayan ama gençler dünyasının melodi ve sözlerine de çok uzak bu yaş çocuklarına ne sunmalı desek, elimiz boş kalıyor genelde. İşte bu şarkılar bir yandan onlara, bir yandan da biraz daha umutlu ve neşeli olmayı dileyen biz büyüklere. Dinleyin, anlayacaksınız…
Not: Sevgili Çiğdem, teşekkür ederiz!

genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

En güzel yanım

dd Sabahtan beri kolumda bir bilezik, üç renkli yumuşacık bir örgü. Basit, sade. Ucunda bir küçük kiraz var, sallanıp duruyor yazdıkça. Durup durup bakıyorum, gülümsüyorum. Şu yağmurlu, karanlık sabahta, iş yerinde debelenirken başka ne gülümsetir bilemiyorum.
En güzel yanım. Anneliğim. İyi anne olduğum için değil, iyi ki anne olduğum için. Bu yanımla daha iyi bir insan oldum ben, daha huzurlu oldum. Daha mutlu oldum. Her şeyin dahası varsa eğer bu hayatta, ben tüm ‘daha’larımı annelikte buldum.
Sallanıyor kiraz, gülümsüyorum. Dün akşam koluma taktı bileziği oğlum; ‘Anneler günü için değil bu, senin için’ dedi. Senin için…
En güzel yanım. Anneliğim. Daha sakin oldum, daha sabırlı. Küçük küçük atılan her adımı dikkatle izlemeyi öğrendim. Büyüdükleri her gün ben de büyüdüm. Çocuk yanımı buldum çıkardım derinlerden. Bilmem sanırdım, ninniler söyledim aylarca. Masallar uydurdum gecelerce hiç durmadan, bir sonraki akşam yeniden hatırladım. Yazmayı ne çok sevdiğimi keşfettim onlar için günceler tuttukça. Doğaya durup bakmayı, karınca deliklerini incelemeyi, kaldırım taşlarından sekerek gitmeyi, ele ele zıplayarak dans etmeyi, daracık ev koridorlarında top oynamayı, kumdan kaleler yapmayı… Yetişkin oldukça bizi terk eden, uzaklaşan ne varsa geri çağırmayı öğrendim.
En güzel yanım. Anneliğim. Karnıma düştüğünüz ilk günden bu yana en saf iki yanım, De’m ve Do’m.
Evde bir telaş iki üç gündür. Yüzüklerim kayboluyor, bakıyorum kağıtlara acemice çizilmiş yuvarlaklar. Oda köşelerinde fiskoslar, sen al ben aldım’lar… Ah diyorum içimden, hediye sizsiniz de, farkında değilsiniz henüz. Anne olunca anlayacak kızım muhtemelen, baba olunca bilecek oğlum. En güzel yanlarımız hep çocuklarımızla gelecek.

mutlu anne içinde yayınlandı | 3 Yorum

Çaya gelen kaplanlar, bizi seven goriller

Çocuk kitaplarını hep çok sevdim. Anılarımın en sıcak parçaları onlara ait. Birkaç güzel İngilizce kitabım da vardı, bugüne dek sakladığım. Hala annem bana okurken nasıl bir merak ve heyecan hissederdiysem içimde, o duygular canlanır sayfaları karıştırırken. O keyifle okuruz De ve Do ile.
Bunların başında The Tiger who came to tea (Çaya gelen Kaplan) geliyor. Küçük Sophie’nin evine çaya gelen süpriz misafir, sarı bir kaplan. Cüssesi nedeniyle çay ve kurabiye kesmez onu, evde ne varsa silip süpürür. Musluktan akan suları bile bitirir ama naziktir kendisi, teşekkür eder giderken… Sophie ona kaplan maması alır ertesi gün, olur da yine gelirse diye, ama bu ziyaret sadece bir kereliktir. 40 yıldır hala en çok sevilen çocuk kitapları arasında Çaya Gelen Kaplan.
tiger
tiger and sophie
Bir diğer kitap da De ve Do’nun, Gorilla (Goril). Önemli bir İngiliz yazar ve çizer olan Anthony Browne’a ait. Hannah gorilleri çok seven, yalnız bir kız. Hep çok meşgul olan bir baba ile yaşıyor. Bir gece ansızın gelen goril ise onun bu yalnızlığını kıracak harika önerilerle dolu…
gorilla
gorilla2
Kitaplara ilgili son sözler De’den:
Babası Hannah’yı hiç goril görmeye götürmemiş, bu üzücü ama sonunda bu durumu fark etmiş, işte bu güzel.
Kapı çalınca kaplanla karşılaşmak harika ve en sonda kaplanın neşeyle borazan çalması da…

genel içinde yayınlandı | 1 Yorum

Gümüş’ü severken…

Bir kedim var, adı Gümüş. Onu sevmeye 17 yıl önce başladım. Küçücük gri bir top olarak girdi hayatıma, kaldırım kenarında yürürken. Haftalarca bir kafeste izledim oysa onu, petshop satmaya çalıştı, kimse almadı. Her önünden geçişimde ‘benimle yaşasa’ dedim içimden, ve sonunda bir gün sokakta korka korka yürürken buldum onu. Kucakladım. Eve geldik. O günden beri kıymetlim.

Bugün De ve Do için de kıymetli. Onunla büyüdüler. Gümüş merakla ama uzaktan izledi bebekliklerini. Üç yaşlarındayken onlar uyumadan çıkmadı ortaya. Ne zaman ev sessizleşirdi, o zaman gelir otururdu yanımıza. Sonra önce De ile bağ kurmaya başladı. Yumuşak huylu kızım onu alıştırdı kendine. Usul usul sevdi, okşadı ve Gümüş’e çocuklarla bir arada olmayı öğretti sanırım. Şimdi Do’nun da kıymetlisi. Ne zaman evde bir yere saklansa Do’yu alıyor bir telaş; ya hastaysa, ya öldüyse, ya onu orada kapalı unutur da çıkarsak evden. 

Ailemizden bahsederken beş kişiyiz diyorlar hep. Anne, baba, De, Do ve Gümüş. Tüm aile resimlerinde ona yer var. Ona özel hediyeler yapıyorlar. Daha küçüklerken yuvacıklar yaparlardı ona atık kutulardan, oyuncaklardan, kumaşlardan. Şimdi artık yemeği var mı, suyu mu bitmiş hepsi çocukların da ilgi ve sorumluluk alanı içinde. Ben unutsam onlar unutmuyor. Geçen pazar balkonda bir kova gördüm, içinde biriktirilmiş yağmur suyu. Bu nedir nedim, Gümüş’ün dediler. Bitkilerin dibinde biriken suları içmeyi seviyormuş ya, onun için özel toplamışlar bu suları.

Image   Image  

Onları bir arada izlemek çok iyi geliyor ruhuma. De’nin bir pamuk yığınına yumulur gibi sarılması, Do’nun kalbindeki tüm sevgisini bir kadife patiyi tutarken ortaya çıkarması. Ders çalışan Do’nun sandalyesine ilişiyor kimi zaman, ya da rüyalara dalmış De’nin yastığında buluyorum kimi gece. Gümüş’e teşekkür ediyorum içimden, ve hatta bazen dışımdan. Bir çocuğun isteyebileceği en güzel, en yumuşak başlı kedi olduğu için. Bir tek gün bile endişe etmedim yan yanalarken. Hatta endişe ettiysem çocuklardan yana değil de Gümüş’ten yana endişe etmişimdir. Do az uğraşmadı yatakların altından onu çekip çıkarmak için, az buz kovalamaca oynamaya kalkmadı onunla. Şimdi Gümüş yaşlı, onun yaşının büyükanneden bile büyük olduğunun farkındalar. Kimse peşinden koşturmuyor allahtan.
Image

Küçük gri kadife kızımız, iyi ki varsın. De ve Do’ya koşulsuz sevgiyi sen öğrettin bence. İyi ki bulmuşum seni sokak aralarında yıllar önce. Elime doğmadın ama bu aralar doğum günün olmalı, öyle tahmin ediyorum. İyi ki doğmuşsun, iyi ki ailemizin bir parçası olmuşsun. Seni çok seviyoruz…

genel, kedi, mutlu anne içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kararlı annelik, huzurlu çocukluk

Anneliğin binlerce farklı tanımı yapılabilir değil mi? 8 yıldır hangi anne ile anlık sıkıntılar, gündelik zorluklardan söz etsek, eğer o gün ruhen sakin, dengeli bir günümde isem, sözlerim şöyle bitiyor, istisnasız: Anneliğin onda dokuzu kararlılıktan ibaret.

Çok seviyoruz onları. Şüphesiz. Hatta çoğu zaman nasıl ve ne şekilde ifade edemeyeceğimizi düşündürecek kadar çok. Ama bir o kadar da yoruluyoruz. Hangimizin, öyle ya da böyle bir sebepten ötürü sınırlarımızın zorlandığını hissetmediğimiz olmuyor ki? Kararlılık bu anların cevabı bana göre.

ImageKararlılıktan kastımı açayım mı biraz? Çocuğumuza emrivaki yapmamak, kendimize de öyle. Kriz anlarında ondan bir adım önde olup, durumu erken fark etmek. Fark ettiğimizde ne yapacağımızı biliyor olmak. Çocuğumuzun yaşını iyi idrak etmek, karakterini iyi gözlemlemek. Ona ne zaman ve ne için hayır diyeceğimizi anlık ve değişken seçimlerle değil, anlamlı bir bütünsellik içinde bilebilmek. Bunun için akıl yürütmek. Ama aklımıza esir de olmamak…

Çocuğumuza sözle değil, davranışlarımızla yön veriyoruz. Kitaplar da bunu söylüyor, tecrübe de, hatta az biraz büyüdüklerinde onlar da… Davranışlarımıza ne yön veriyor o zaman? Tutarlı olmayan bir davranışın iz bırakmasını bekleyebilir miyiz?

8 aylıkken yatağında uykuya dalabilmesini sağlamak için gereken şey de kararlılık: Kitaplarda öyle yazdığı için değil, onun da kendini güvende hissedebilmesi için kararlı durabilmek. Her nasıl bir yöntem seçmişsek seçelim, bunu onun karakterine en uygun yaklaşımla uygulamaya çalışmak.

Yuvaya alışmasını sağlamak bir kararlılık: Çocuğumuz ağlıyor diye ondan daha ağlamaklı olup da, yapma biçimlerimizi sürekli değiştirmemek, bizi izlerken kendi içinde güveni hissetmesini sağlamak.

Tuvalete alıştırırken, yeni yemekleri keşfetmesini ve sevmesini sağlarken, emziği bıraktırırken, kardeşine vurmamasını öğretmeye çalışırken, oto koltuğuna alışmasını sağlarken… Hepsinde çocuğumuz sadece bizi izliyor, tıpkı bir ayna gibi. Biz nasıl bir duyguyla yaparsak, o da onu benimsiyor. Yani aslında kararlılığın arkasındaki itici güç duygusal. Anne çocuğu yeni bir aşamadan geçerken ne denli sakin ve huzurlu davranıyorsa, çocuğu da o kadar kolay atıyor adımlarını. Ve aslında belki de farkında olmadan onlara hayattaki en büyük anahtarı kazandırıyoruz: Sorunları çözebilme becerisi. Sorunları çözerken kararlı ve sakin kalabilme becerisi.

De ve Do’yu izlerken görüyorum ki birçok huylarının altında benim ve eşimin izleri var. Genlerinden değil, öğrendiklerinden geliyor bu izler. Sıkıntılar ve günlük sorunlar karşısında attıkları her sakin ve kararlı adım beni mutlu kılıyor. Tamam diyorum kendi kendime, ilerisi için umut var…

genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Koca ayı devle karşılaşırsa

kopruKoca siyah ayı devle dans eder mi? Eder. Daracık köprüde karşı karşıya gelirlerse tek çözüm bu olur.

Köprüyü Geçerken 4-6 yaşa hitap ediyor. Bildik bir masalı başka bir bakışla anlatmış Heinz Janish.

Beni yakalayan resimleri oldu, duyguların ifadesini çok güzel anlatıyor sayfalar. Devin gözlerinde endişe, ayının gözlerinde kızgınlık, işe yaramayacak önerilerin soru işareti ve sonra çözüm bulmanın rahatlığı. Daracık bir köprüde dans eden iki koca beden.

Çizimler  tablo gibi, biraz mimari hatta. Ve elbette tüm güzel çocuk kitaplarında karşımıza çıkan ve keşfedilmeyi bekleyen minik detaylar sağda solda.

Okurlara sorum şu, De ve Do büyüdü diyorum ya, onlardan ölçemeyeceğim bir tepkiyi merak ediyorum aslında; acaba küçükler nasıl karşılar o farklı ifadeleri? Okuyanlar gözlemlerini yazarsa mutlu olurum : )

genel, kitaplar içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bekçi Amos’la geri döndük

Uzun zamandır sessiz sedasız duran sayfamı bu nefis kitapla uyandırmak istedim.

Bekçi Amos’un Hastalandığı Gün. amos

De ve Do büyüdü elbette ama açıkçası kendime aldım 🙂 Resimlerinin naifliğini görmem yetti sevmem için.

3.5 – 4 yaş ve üzeri için çok uygun. Fazla uzun olmayan yazılar, büyük ve çok anlamlı görseller, içten bir öykü. Kahramanların herbirinin aslında hafif gizli bir yalnızlığı var ama birbirlerinden destek almaktan mutlular.

Amos yaşlı bir hayvanat bahçesi bekçisi. Sıcacık bakışlarında ben kendi dedemi gördüm sanki. Hayvan dostlarına çok düşkün. Sakin, huzurlu bir adam. Fil, gergedan, baykuş, kaplumbağa ve penguen hasta olup da işe gelemeyen Amos’u, adeta başka bir zaman diliminde asılı kalmış mavi küçük evinde ziyarete geliyor, ona destek oluyorlar.

2010 yılında ödüller almış bu sıcacık dostluk masalının yazarı Philip C. Stead, resimleyen Erin E. Stead. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkmış.

Kitaplığınızda bulunsun derim…

genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Küçüklere Beyoğlu macerası!

Çok eğlenceli bir kitapla tanıştık: Bilgi Avcıları Görevde, Beyoğlu Macerası. 6 yaş üstüne uygun, bence. Çocuklar kendileri de okuyabilirler, anneden dinlemeyi de seçebilirler. Zaten okurken onlara da iş düşüyor, maceraya devam etmek için önlerine çıkan şifreleri çözüyorlar.

Öykünün içine gizli meraklı bir tarih ve gezi yazısı sanki, Beyoğlu’nu tüm canlılığıyla anlatıyor yazar. Resimler nefis, çizerin mimari dilini özellikle sevdim.

Kitabı okuduktan sonra çocuklarla bahsi geçen mekanlarda küçük bir tur yapılabilir, en baştaki haritadan izler sürülebilir. Hatta yeni maceralar bile yazılabilir. Mesela De, bu kez de kızın bilgi avcısı olduğu bir kitap görmek istiyormuş.

Çok söze gerek yok, bakın bizimkiler nasıl yumulmuşlar şifre çözmeye? Bitirdiğimizde sordum, ikisi de çok sevmiş, öyle dediler. Merakla devamını bekliyoruz!

kitaplar içinde yayınlandı | 1 Yorum

Merhaba, ben küçük sincap Bobo

Yeni bir kitap serisi ile tanıştım ve sevdim doğrusu; Küçük Sincap Bobo. Bobo henüz iki, üç yaşlarında bir sincap yavrusu. Annesi, babası, gündelik yaşantıları… Hepsi o yaşlardaki çocuklar için tanıdık ve bir o kadar da keşfe açık.

Bobo’nun sesini hiç duymuyoruz hikayelerde. Anne ve babası konuşuyor, başka büyükler konuşuyor. Onu hep izliyoruz çünkü daima hareketli. Tüm küçük çocuklar gibi.  Bobo’yu bize sevdiren tarafı yaptıkları. İlgili ve meraklı bir iki yaş çocuğu nasıl duramazsa yerinde, o da öyle. Nasıl heyecanlı ve açık olursa tüm yeni şeylere, o da öyle. Yabancılarla tanışırken çekingen, kuzenleriyle oynarken ben’ci, müzede meraklı, oyun parkından çıkmak üzere iken gitmicem’ci, anne ve babasıyla gezerken mutlu… Onunla ilgilenmeyi seven bir anne babası var. Bol bol konuşuyorlar onunla, her bir ilki anlatıyorlar, gösteriyorlar.

Küçük çocuk kitaplarında hayvan ailelerine yer verilmesi alışık olduğumuz birşey aslında. Ben seviyorum bunu. Hatırlıyorum da küçük bir çocukken de çok severdim; ayakkabı içinde yaşayan fare ailesi, ormanda ağaç kovuğunda yaşayan tavşan ailesi… Şimdi anlıyorum sebebini. Çocukların kendini tanıması bir başka çocuk kahraman üstünden değil de, bir hayvancık üstünden olduğunda bir yandan kıyaslama duygusundan uzak kalabiliyor çocuk, diğer yandan da yeni davranışları kolayca kavrıyor.

Kitapların dili basit, kısa kısa cümleli. Her bir öykünün başlangıcı, bitişi net. Çocukların kendini içinde hissedebileceği gibi sade ve gündelik. Anlatılışı kısa bir film gibi, sahne sahne adeta. Her bir sahnenin bir resmi, bir de cümlesi var. Resimler abartısız, az renkli. Çocuk bir yandan hikayeyi dinleyip, bir yandan da o akışı kavrayabilir. Ama zamanla. Çünkü genelde küçük çocuklar resimli kitapları takip ederken, yan yana iki sayfayı bir bütün gibi algılıyor. Yani ilk başlarda sizi dinlerken Bobo’nun önce kumda oynayıp sonra kaydığını algılamak yerine, bunları yapan iki ayrı çocuk var gibi düşünebilir. Zamanla, ardarda eklenen küçük anları izleye izleye davranışları tanıyacak ve bir sonraki olayı merak etmeye başlayacak.

Kitapların boyutu ufak. Çocukların tek başına karıştırmasına uygun sayılmaz çünkü sayfaları ince. Ama anlattığım özellikleri nedeniyle ‘anne – çocuk zamanı’ yaşamak için çok güzel seçimler, uzun zaman dönüp dönüp kendini yeniden okutturacak cinsten. De ve Do için artık biraz geç 🙂 ama içimden bir ses küçüklerin Bobo’yu çok seveceğini söylüyor.

Neşeli okumalar…

genel, kitaplar içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kitaplar, kitaplar

Penguen Otto, goril Pongo, kedicik Suzi, karıncayiyen Pim ve baykuş Şlop. Bu kahramanlar son zamanlarda okuduğumuz, De ve Do’nun sevdikleri listesine giren kitaplardan. Az resimli, bol okumalı. Tam da De ve Do’nun yaşlarındaki çocukların aklında olan şeylere denk gelen kısa öyküler içeriyorlar. Mesela bir an önce büyümek isteyen bir goril yavrusu De’nin bu yöndeki acelesine denk geldi, herşeyi merak eden penguen ise Do ile pek bir örtüştü. Tüm bu benzeşmelere gülüştük ve çaktırmadan birçok şey de öğrendik.

Boyutları ufak, küçük ellere uygun. Resimleri az ama özenli. Yaş grubunu da yazayım, eğer anneden dinlemeyi seviyorlarsa, merakla takip edebilmeleri ve hikayelerden tat alabilmeleri için 5 yaş üstü derim ben.

Keyifli okumalar…

kitaplar içinde yayınlandı | Yorum bırakın