Koruyucu olduğumuz kesin

Son yazımın üzerinden uzun zaman geçmiş olmalı, bakmadım. Zaten hepimiz için zaman son bir yıldır başka bir hızda akıyor. Pandemi sonrası dünya… Mart ayından beri evdeyiz. Beş kişilik bir ailenin sürekli evde olması hiç kolay değil. Hele de içlerinden birisinin dengeleri hassassa. Kısaca bahsedeceğim, detaylara girip sizlerin umudunu kırmak da istemiyorum. Zaten umut, dibi görse dahi bir can yeleği gibi, suyun üstüne çıkmayı hep biliyor. Bizde de öyle oldu, merak etmeyin. Yine çıktık suyun yüzüne…

DEHB diye kısaltılan gelişimsel bozukluk Çocuk Yuvası geçmişi olan çocuklarda sık karşılaşılan bir durum, açılımı Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite. Üzerinde okudukça ve uzmanları dinledikçe anladık ki, bu isim hafif kaçıyor, derdini tam anlatamıyor. Hatta ‘ay bizim oğlan da hiperaktif, ah bizim kız da çok dikkatsiz’ gibi genellemeler arasında iyice önemsiz bir tona kayıyor. Yelpazesine bakıldığında; bu durumun sınırları içinde kalan çocuklar var, dikkat eksikliği çeken, ya da hem hiperaktif olup hem de dikkat eksikliği yaşayan. Ama kimilerinde mevzu çok daha derin seyrediyor ve o grubu yabancı uzmanlar daha ziyade executive function disorder yani; yönetsel işlev bozukluğu ile tanımlamakta. Mimu o gruba giriyor, damardan. DEHB gelişimsel bir bozukluk. Yaş ilerledikçe beynin aradaki açığı kapatacağı öngörülmekte. Ama o noktaya gelene dek işler hiç kolay değil. İlaç ve terapi ikilisi olmadan gündelik yaşamı sürdürmemiz imkansız. Hem Mimu, hem de bizler için imkansız.

Neyse… Dedim ya, içinizi sıkmaya gelmedim. Pandeminin ilk aylarında bu süreç bizi, kelimenin hakkını vererek yazıyorum; boğdu. Çok çaresiz hissettiğimiz günler oldu, biz böyle n a s ı l devam edeceğiz dediğimiz günler. Zaten yıllardır Mimu için terapi hayatımızın içindeydi, ilaç desteği de alıyordu. Ama uzun süre evde kapalı kalmak korkularını tetikledi ve Mimu terk edileceği endişesi ile gittikçe daha agresif oldu. Biz de dibe vurduk. Oysa, “koruyucu aile” değil miydik biz? Bir ebeveyn olarak ne onu, ne de diğer çocuklarımızı koruyamadığımı hisseder oldum, olduk. Bu, işte umudun dibe vurduğu andır…

Beni tanıyanlar bilir, mücadeleci bir insanım. Hatta galiba biraz zorlukların üstüne üstüne gidiyorum. Benim dağarcığımda pes etmek kelimesi yok. O da ne demekse… Sanki pes etsek dünya duracak. Durmuyor. Bırakalım dibe vuralım. Biraz izin verelim olup bitene… Ve kabul edelim ki, herşeyi kontrol edemiyoruz. Kabul ettim, pandeminin bana öğretisi bu oldu: Kabul ettim. Ve biraz daha sakin bir zihin yapısı ile daha çok okumaya, dinlemeye başladım. Eşim sağ olsun. Bu konularda benden iyidir, doğru adamları buldu, youtubedan bolca dinledik. Ve ne acayiptir ki, dinledikçe kabul etmeye başladık. Mimu’nun beyninin yönetsel becerileri henüz yaşı seviyesinde değil-miş. Bu biraz şey gibi; yürüyemeyen bir insana, kalk o tekerlekli sandalyeden ve adım at demek gibi. Oysa sandalyenin varlığını kabul edince, insan durumla farklı bir perspektiften ilişkilenmeye başlıyor-muş. Bu esnada yeni bir doktorla yeni bir terapi sürecine girdik ve evet, suyun üzerine çıkmaya başladığımızı görüyoruz. Güneş yeniden suyun üzerinden göz kırpıyor.

Şimdilerde yüzüyoruz, ailecek. Deniz bazen dalgalı, bazen durgun. Ama galiba beşimiz de kendimize yüzmeyi yeniden öğrettik. Ben biraz geri çekildim, eşime bıraktım liderliği. O benden daha sakin, akışı daha kolay kabul ediyor. Mimu kaybetme korkuları ile sonunda yüzleşmeye başladı. Ne gariptir ki, altı yıldır bunun üzerine çalıştığımızı sanmamıza rağmen ancak şimdilerde korkuları dilinden çıkar hale geldi. Belki de zamanı şimdi idi, bilemiyorum. Ve şükürler olsun ki yakın zamanda bizlere, artık korkmuyorum, dedi.

Yuvada büyümüş çocukların aidiyet duyguları hiç kolay gelişmiyor. Orada geçen süre ne kadar uzunsa ve ona bakım sağlayan kişiyle bağ ne kadar az kurulmuşsa, sonraki yıllar o kadar zor. Sağlıklı bağlanmanın hayata gelişin ilk 1000 gününde oluşup kapandığını düşünürseniz, o süreyi kaybetmiş çocukların iyileşmesinin de ne denli zor olabileceğini tahmin edebilirsiniz. Biz koruyucu aile olmaya karar verirken bunları biliyor muyduk? Teoride biraz, ama pratikte ne yaşayacağımız hakkında bir fikrimiz yoktu. Bunları anlayıp yerli yerine oturtmak da ancak yaşamakla oluyormuş. Sorunları önce anlamak, sonra kabullenmek ve çare bulmaya girişmek. Bu aşamalardan geçmeden ne Mimu’yu, ne de kendimizi koruyamayacağımızı anlamam yıllarımı aldı. Ama dedim ya, ben mücadeleci bir tipim, bir yerlerde yaraya merhem olacak çareler olduğuna inanmaktan asla vazgeçiyorum.

Artık koruyucu olduğumuz kesin. Mimu’nun neye ihtiyacı olduğunu iyi biliyoruz, ona bu ortamı sağlamaya çalışıyoruz. Bildiğim tüm annelik bilgilerimi tepe taklak ettim zaten, sonra yeniden üst üste koydum. Mimu’yu bazen kendi rüzgarından korumaya çalışıyoruz, bazen de çevresinde esen rüzgarlardan. Çünkü bu gibi zorlukları olan çocukların sosyal ortamlarda barınması da bir o kadar zor (bir yazımda buna değinmiştim; ciciyi herkes sever).Mimu da büyüdükçe kendini daha iyi tanımaya başladı. Ona iyi gelen şeylerin ve kişilerin artık bilincinde.

İçinde kocaman bir sanatçı var Mimu’nun, renklerle, fırça darbeleri ile arası o kadar iyi ki; hiç durmadan resim yapıyor. Bu resimler beğenildikçe, öz güveni yeşermeye başlıyor. Odasında bir sakin köşe, bir de dağınık köşe var. Sakin tarafı düzenli tutmaya çalışıyor ki, zihni onu yorduğunda o tarafta durulabilsin. Dağınık köşe ise, boyalardan, fırçalardan, kartonlardan, kağıtlardan, oyuncaklardan, legolardan, iplerden, kutulardan, yapraklardan, taşlardan, deniz kabuklarından, dokunabileceği her türlü nesneden oluşmakta. O taraf hep karmakarışık. Hiç karışmıyoruz. Orada bazen saatlerini geçiriyor ve parmakları, boyaları ve fırçaları ile bizleri sürekli şaşırtan işler çıkartıyor. O güzel ellerine sağlık Mimu.

Hiperaktivitesi olan çocukların spor yapması hayati önem taşıyor. Mimu da çok sportif. Ama yönetsel becerilerindeki eksiklik standart bir antreman rutini ile başa çıkabilmesine izin vermiyor. Dağılıyor, dağıtıyor, morali bozuluyor ve özgüveni kırılıyor. Ne çok yol denedik altı yılda bilseniz. Sonunda onu anlayıp tanıyacak, ve birebir çalıştırabilecek bir gençle tanıştık. Yaz kış, soğuk sıcak demeden açık havada çalışıyorlar. Ona ağabeylik yapan, sadece şunu yap/bunu yap demeyip onunla birlikte yapan bir koç.

Bizim için artık koruyuculuk böyle birşey. Suyun üzerinde kalacağı araçları bulmasına yardımcı olmaya çalışıyoruz. Terapilerin hayatının bir parçası olduğunu bilmesine, konuşmanın gücünü anlamasına çalışıyoruz. Mimu akıllıdır. Ona sunulan tüm araçları inceler, değerlendirir ve ‘çareler çekmecesi’ne yerleştirir. Bu çekmeceye bir ömür boyu ihtiyacı olacağını artık anlamaya başladı. Gün gelecek, kendi kendini koruyacak. Bir ebeveyn olarak bunları hissedebiliyor olmamın nasıl kıymetli olduğunu bin satır yazsam anlatamam, iyisi mi, siz Mimu’nun şu güzel suratına bakın. Sessizce anlaşalım.

About limonatta

Hem ikiz annesi, hem de minik adamın koruyucu annesi. Çocuklarıyla birlikte öğrenmekten keyif alanlardandan.
Bu yazı çocuklar ve sınırlar, koruyucu aile, mutlu anne içinde yayınlandı. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

1 Response to Koruyucu olduğumuz kesin

  1. Şaziye Yıldız dedi ki:

    Çok güçlüsünüz hayran kaldım, duygulandım…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s