Çocuklarla Paris harika!

De ve Do ilk kez yurtdışına çıktı. Paris’te iki hafta. Eşim ve ben de gitmeyeli yıllar olmuş, ilk gittiğimizde çocuksuz genç bir çifttik. Bu defa 9 yaşında iki çocukla bambaşka yanlarını keşfettik şehrin.
En sevdiğimiz etkinlik ve mekanlarla işte çocuklu Paris. De ve Do’ya da sorulmuştur, ortak seçimler diyebiliriz:
Bahçeler, parklar… Paris çocuklu aileler için tam bir dış mekan şehri. Evet, biz yaz mevsiminde gittik ama arada yağmurlu günler de oldu. Fikrimiz değişmedi doğrusu. Her bir bahçe çocuklar için bir keşif ve eğlence alanı.
1. Jardin du Luxemburg’da tekne yüzdürmek: Bu çocuk oyunu üzerinden neredeyse çocuk yetiştirmek üzerine kitap yazılabilir. Bugünün kontrolcü ve hızlı dünyasında çocukları sakin ve akışına bırakmaya yönlendiren bir oyun. Basitlik her zaman güzel. Birçok ulustan o an denk gelmiş onlarca çocuk kocaman bir süs havuzunda ahşap tekneler yüzdürüyorlar. Oyunun tek aracı bir sopa ve esinti. Yarım saati 3 Euro’ya birer tekne kiralıyorsunuz, anne babalar havuzun civarındaki sandalyelere yayılırken çocuklar oradan oraya koşturup teknelerini izliyor, kıyıya vardıkça dürtüyorlar. Kiralayan kişi yarım saat dolduğunda tepenizde belirmiyor, ne de olsa geri getireceğinize dair güven esas. Garanti ederim ki, oyun daima bir saate sarkıyor ve hatta ikinci bir gün tekrar uğruyorsunuz.
tekne

luxembourg
2. Jardin du Luxembourg ve satranç: Parkın her yaştan insanı içine alan bir yapısı var. Bir başka köşesinde genç ve yaşlı birçok Parisli satranç masalarında oynuyor. Do izlemekle yetindi bu defa ama onu izlemeye davet eden amca merhaba deyince şaşırdı tabi, Ermeni imiş. Aileden hatırladığı az buçuk Türkçesini duymak mutlu etti bizi ansızın. satranc
2. Jardin d’Acclimatation: Şehrin içinde bir kent ve çocuk parkı. Geleneksel tatta bir lunapark aslında. Giriş 3 Euro. İçeride paralı ve parasız birçok farklı oyun ve etkinlik var. Paralı etkinlik ve oyuncaklar için girişte toplu bilet almalı. Tüm bir günü geçirmek mümkün, iki çocuk için 50 bilet fazla fazla yetiyor, 35lik setle de idare edebilirsiniz. 4-10 yaş arası çocuklar için seçenek bol. Parkta ücretsiz birçok alan da var; çiftlik hayvanlarını sevebilirsiniz, çantanızda yedek kıyafet ya da hatta daha iyisi mayolar varsa su bahçesinde birçok çocuk ile çılgınlar gibi koşturmalarını izleyebilirsiniz. Yuva öğretmenleri ile gelmiş bir sürü minik vardı mesela. Don atlet oynadılar, sonra da çimlerde kuruyup bir güzel giyinip gittiler. Do ağaç evler kısmında oynarken yere düştü bu arada ve dudağını patlattı. Parkın ilkyardım bölümünde kontrol ettiler, buzu verirken haydi geçmiş olsun “buon courage!” diyerek. Bu cesaretle Do az sonra ip heykelin en tepesinden el sallıyordu bize! d’Acclimatation’a buradan bakabilirsiniz.

su

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

ip

OLYMPUS DIGITAL CAMERA

tren
3. Jardin des Tuileries: Kentin en işlek alanlarından birinde, Louvres’a komşu kocaman ve yemyeşil bir park. İçinde ufak bir lunapark alanı da var. Gün içinde bir noktadan diğerine giderken bir süre çocuk molası vermek güzel oluyor.
4. Jardin des Plantes’te botanikle tanışmak: Adından da anlaşılacağı üzere bitkiler bahçesi burası. İçinde iki büyük müze var: Doğal Hayat Müzesi ve Paleontoloji Müzesi. Ve bir de Büyük Sera. Menagerie diye adlandırılan ve 19. yy.dan bu yana korunmuş, küçük ölçekli bir hayvanat bahçesi de yine parkın içinde. Biz vardığımızda öğleden sonra idi, hepsini birden gezemeyeceğimizi anladığımız için Büyük Sera’yı seçtik. botanikİçinde dünyanın dört bir tarafından bitkileri ve ağaçları barındıran bu seradan De ve Do çok etkilendi; boyları kadar kaktüsler, devasa muz aaçları, sinek yiyen uzun yapraklılar vs. Bir sonraki sefere muhakkak müzelerini de gezeceğiz, atlanmayacak bir yer Doğal Hayat Müzesi
Müzeler müzeler… Çocuklu Paris’te sanat ağırlıklı müze gezmesi yapmayacağımızı biliyorduk. De sever ama Do bir noktada isyan ederdi. Onun yerine birkaç tane güzel çocuk müzesi ile kotamızı doldurduk.
1. Palais de la Decouverte: Çocuklara yönelik bir bilim ve keşif müzesi. Uzaydan tutun da, doğal afetleri ya da matematiği anlamaya yönelik her türlü sergi var içinde. matematik Müziği Keşfetme ve Karıncalar adlı iki geçici sergiyi özellikle sevdik. Milyonlarca karınca ne yer, nasıl beslenir, nasıl iletişim kurar… Tüm bir günü geçirip eve döndüğümüzde hepimiz yorgunluktan bitap düşmüştük. Merak edenleriniz için: Palais de le Decouverte
2. Cite des Enfants: Parc de la Villette içindeki bu harika bilim müzesinde (Cites de Sciences) kalıcı ve geçici birçok sergi var. Bunların yanı sıra 2-7 yaş arası ya da 5-12 yaş arası çocuklar için hazırlanmış iki ayrı keşif alanı mevcut: Cite des Enfants. Günün ne kadarını geçirebileceğinize bağlı olarak farklı kapsamda bilet seçeneklerinden birini tercih edebilirsiniz. Interaktif birçok aktivite ve deney, fizik, mekanik, anatomi üzerine oyunlar var. 9 yaşın bu kısım için sınırda olduğunu söyleyebilirim ama. De ve Do 1,5 saatlik bu turu merakla tamamlasa da, sonunda o kadar da etkilenmedik demeyi ihmal etmediler. Girişte sınırlı sayıda çocuk almalarına rağmen ciddi kalabalık oluyor. Saatini ve gününü iyi seçmek lazım.
Parc de la Villette içindeki Argonaute’u da ziyaret edin. 1930’lardan kalma bu denizaltı ve ona bağlı sergisi 9 yaş çocukları için gerçekten çok öğretici idi. Çok yağmurlu bir güne denk gelmese Villette’te de uzun uzun gezebilirdik aslında. villette
3. Pompidou: Her ne kadar içini gezmesek de (bu kez), kitabevini tavaf ettik, meydanında uzun uzun dinlendik.pompidou
Sokak turları… Marais ve Beaubourg civarında uzun uzun, hedefsizce yürüdük. Bu yürüyüşlerde karşımıza çıkan güzel fırın ve pastanelere girmeyi hiç ihmal etmedik. Bol bol kruasan, krep, elmalı ya da çilekli turta tükettik. Harika kitapevlerini (Sheaskpeare and Co) karıştırdık ve hepimiz seveceğimiz kitaplar bulduk, aldık. Bir şehri öylesine, yürüyerek gezmek en güzel keşiftir aslında.kitapçı
Metro metro… Paris’in canlı, kalabalık, çok uluslu, gürültülü, karmaşık, in çıklı metro ağını bol bol kullandık. Her bir metro durağının bir diğerinden farkını keşfetmek ve nasıl okunduğunu öğrenmek, metro koltuklarının farklarını hatırlamak, kapı düğmelerini birer birer denemek. Çocukların bu en olmadık detaylar üzerinden kurdukları keşfin parçası olmak güzel.metro
Montmartre ve Sacre Coeur… Şehrin belki de en turistik bölgelerinden birisi. Artık din ne demek, kim neye nasıl inanır bu gibi konuları anlamaya meraklı hale gelmiş De ve Do’ya kiliseleri anlatmak da bir tecrübe oldu doğrusu. Sacre Coeur önünde sokakta talih oyunları ile kumar oynatan, sırtlarındaki papağanla resim çektirmen için ısrarcı olan adamları ve turistlerin birçoğunun buna nasıl da tav olduğunu Do uzun uzun izledi.
Sokak çalgıcıları… Metroda, sokaklarda, merdivenlerde. Kimisi küçük bir oda orkestrası kıvamında, kimisi genç öğrenciler. De ve Do merak etti durdu; çok mu parasızlar, sevdikleri birşeyi mi yapıyorlar, mutlular mı vs vs. Sizi mutlu ediyor mu dinlemek, dedim. Evet dediler. Tamam o zaman dedim, onlar da mutludur.
Pazar yerleri… Eşimin ve benim en sevdiğimiz yerlerdendir pazar yerleri. Hangi ülkede, şehirde olursa olsun muhakkak pazarları keşfetmek isteriz. Marche aux Fleurs, Marche des Enfant Rouges, Marche aux puces de Vanves, Marche aux puces de Clignancourt. Her birinde bambaşka bir renk ve çeşit cümbüşü: çiçekciÇiçek pazarından lavantalar aldık, satıcı Bosnalı çıktı ve lafladık biraz.   Enfant Rouges’da bir Fas lokantasında tajin yedik, nane çayı içtik. fas lokantasıVanves bit pazarından 30’lardan kalma parizyen bir biblo, Clignancourt bit pazarından ise hint işi eşyalar aldık. Bu çok uluslu durumu izlemek çok hoşlarına gitti De ve Do’nun. Clignancourt pazarından dönüşte kahve içmeye uğradığımız kafeden ise muhakkak bahsetmeli. cafeTerk edilmiş bir tren hattı üzerinde, muhtemelen bir istasyon binasında açılmış bu kafenin adı Recyclerie. İç mekanda yetişen kabakları, dev sarmaşıkları, kocaman orta barı, açık mutfağı ve eskiden kalma sandalye-masaları ile kendine özgü bir mekan. Tren yoluna indiğinizde ise bir bostanı var. Uğramadan geçmeyin.

Yapmadıklarımız da var elbette bu tur içinde: Euro Disney yapmadık, ortak kararımızdı. Onun yerine Club Asterix’e gideriz demiştik ama hava durumu elvermedi, bir de Thoiry‘ye niyetli idik, o da zaman bulamadıklarımızdan… Başka bir Paris gezisine artık 🙂

Bol metro bileti, rahat ayakkabılar, çantada daima birkaç sandviç, yorgunluktan mızmızlanma noktasında dondurmacılar ile bir şehrin altını üstüne getirebiliyormuşuz iki çocukla. Bir mide bozma, bir ateş, bir de dudak patlatmaca ile vukuatsız tamamladık diyebiliriz. Zaman zaman haritaları onlara vermek, yön bulma oyunları oynamak, günün sonunda en sevdikleri anları konuşmak, kimi zaman hayretle etrafı izlemelerini izlemek ve bitmek bilmeyen sorulara cevap vermek; çocuklu yurt dışı seyahatinin özeti imiş meğer.

Not: İki haftalık turumuzun içinde Bretonya sahillerine ve kırlara da uzandık, sevgili arkadaşlarımızı ziyaret ettik. O da bir sonraki yazının konusu olsun.

genel, seyahat içinde yayınlandı | ile etiketlendi | 2 Yorum

Erguvanlar, ortancalar

Ne zaman sağda solda, sıcak yaz günlerinde top gibi açmış ortancalar görsem hamileliğimi hatırlıyorum. De ve Do doğmadan önce, Maçka’daki o küçük evimizin, küçük ve güzel terasında ellerimle diktiğim ortancalarım vardı. Bahar aylarında büyüdüler, ağırlaşan göbeğimle zar zor yürüyerek onlara hep su verdim. Temmuz’da, dört kişilik aile olmamıza çeyrek kala terasta dinlenirken onlara bakıp gururlanırdım, nasıl güzel büyüttüm sizleri diye.

1gun kala

Sonra De ve Do doğdu. Ortancalar yalnızlıklarına terk edildi sanki. Öyle yoğun ve yorgun günlerdi ki ilk aylar, öyle tecrübesizdim ki annelikte; ortancalarımı ihmal ettim. Onlar da küstü bana. Bir daha hiç öyle neşeli ve canlı olmadılar.

Yine o zamanlar, iş yerimin penceresinden gördüğüm bir erguvan ağacı vardı, heybetli. Nisan sonunda kocaman açardı dallarını ve etrafında ne varsa kucaklardı. Bu mor sarmala baktıkça yaklaşan anneliğimi hayal ederdim. De ve Do için tuttuğum güncede erguvanlardan bahsederdim, bir haftada dünyamızı nasıl renklendirdiklerinden, bizi nasıl da heyecanlandırdıklarından.

erguvan

Artık ne o küçük teraslı evde yaşıyoruz, ne de o heybetli ağacı görüyorum iş yerimde penceren. Ama her yıl erguvanlar açıyor Boğaz’da, her mayıs yeniden mor sarmallar dokunuyor yeşillere. Ortancalar yok belki balkonumuzda ama ne zaman birinin bahçesinde görsem onları, anneliğimin o tecrübesiz ve yorgun günlerini hatırlıyorum… Gülümsüyorum. Erguvanlar ve ortancalar… İyi ki varlar.

mutlu anne içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Babalarım için

Altı yaşındayım. Bir kış gecesi, yılbaşı sanırım. Anneannemin evindeyiz. Elinde bir yüzük var sanki, anneme uzatıyor, yeni bir hayatın başlangıcı için. Osman Amca…
Bordo, kadife bir elbise dikiyor annemin bir arkadaşı bana. Taburenin üzerine çıkmışım, eteklerini ayarlıyor. Üzerinde beyaz incecik bir dantel kurdele var. Güzel mi güzel elbisem, heyecanımı hala hatırlıyorum.
Nikahtan önce. Öğle uykusundan uyandırıyor Osman Baba beni. Güzel, küçücük bir balık kolyesi elinde, bana özel. Benden sana, diyor. Annemi görüyorum su yeşili gelinliği içinde, kırılgan bir peri gibi.
aileHikayemizin başlangıcı böyle anı parçalarıyla dolu. O genç bir yaşta baba olmayı öğrendi benimle, ben de bir babaya sahip olmayı. Harika bir ikili olduk yıllar içinde. Uzun söze gerek yok… İlk altı yılın boşluğunu doldurmaya gelmemişti zaten. Babam olmaya gelmişti, öyle de oldu. İyi ki onunla oldu. İnsanlar sevdiklerine benzermiş zamanla derler ya, bugün görenler torunlarını dedelerine benzetiyorlar artık.

dede torundede ile

 

 

 

 

 

Öte yanda, bir başka babam olduğunu hiçbir zaman unutmadım. O hep vardı, bir yerlerdeydi. Beni görmeye karar verdiği gün hafızamda fotoğraf karesi gibi kazılı. Sekiz yaşında bir kız çocuğu için büyük bir yük aslında. Bugün kızıma bakıyorum, neler hissetmiş olabilirim o gün diye. Bir günde büyümek dedikleri bu olsa gerek. Sütlü kahverengi hırkası ile, süzgün ve mesafeli bakan bir adam var karşımda. Gözlerinin ardında bir sevgi pırıltısı görüyorum ama çok derinde. İstesem de çıkaramam onu. bebeklik O gün anlıyorum ki, o aslında uzaklarda. Yan yana gelmemizin ne ona, ne bana bir katkısı olmayacak. Bana verdiği bebeği yanımda hafif bir suçluluk duygusu ile eve getiriyorum. Harika bir bebek oysa, konuşuyor yürüyor. Dönüşte salonda sessiz bir kalp çarpıntısı ile beni bekleyen babamı görüyorum. Yürüyen bebeğime öyle tedirgin bakıyor ki, bir daha dolaptan çıkarmıyorum onu. Bugün bebeğimin gerçek sahibi kızım, özgürce oynuyor onunla.
Çocuklar kalpte ve emekte büyüyorlar. sarı bebekOnları dinleyen, akıl veren, duygularını anlayan, kollayan, rahatça ağlasın diye kucağına yatıran, onlara dünyayı tanıtan, yol gösteren, oyunlar sunan, ninniler söyleyen… Böyle anne baba olunuyor. Bu rengarenk bir yumak, seni hayat boyu saran bir gizli kalkan gibi. Biyolojik bağlar anlamını yitiriyor bu kalkanın ardında, sevgi deniyor adına. O kadar eminim ki, çünkü yaşayarak öğrendim.
De ve Do dokuz yaşında. Harika bir babaları var. Her zaman yanlarında, onlarla hayatı paylaşmayı seven bir baba. Do yemek yapma aşkını ondan aldı, De tüm hayvanlara karşı şevkatle yaklaşıyorsa onun sayesinde. Ne bezlerini değiştirmekten gocundu bebeklerken, ne uykusuz kalmaktan. Geceleri korkuyla uyanan birisi olursa kucaklayıp yeniden yatırdı yataklarına. Dokunmanın ve sevgiyi göstermenin önemini hissettirdi onlara. Meraklı olmayı öğretti, nasıl böğürtlen toplanır, kuşlar nasıl yuva yapar; Şikayet etmemeyi öğretti, nasıl yürünür metrelerce, sabahları nasıl erken kalkılır; yeni şeyler denemek neden kıymetlidir; cesur olmayı öğretti, sakin bir ruh hali ile… İyi ki var. İyi ki birlikte sürdürüyoruz bu yolculuğu.

üçüOLYMPUS DIGITAL CAMERA
kesif

 

 

 

 

 

Hayatıma dokunamayan ama varlık sebebim olan, hayatıma dahil olduğu için beni iyi yapan ve hayatımı, çocuklarımı paylaştığım için beni mutlu yapan babalar onlar. Ben onlarla büyüdüm, değiştim. Kalbimin tüm köşeleri onların izleri ile çevrili. Hayat bir serüvense eğer ve babalar bu serüvenin içinde güçlü birer dayanaksa, varlıkları ve yoklukları ile çiziyorlar yolumuzu. Yokluğun da anlamı var, varlığın da.
Bugün her birine farklı biçimlerde teşekkür ediyorum…

genel içinde yayınlandı | 5 Yorum

Çocuk ruhlu şarkılar!

İşe geldim, masamda bir cd. “Büyüdüğümü nereden anlayacağım?” diye soruyor bana. Büyüsem de içimde kıpır kıpır bir çocuk var, ona göz kırpıyor.
Koydum laptopa, taktım kulaklıklarımı. Dinlemeye başladım. Nasıl neşeli, nasıl çocuksu…
Çocuklar küçükken Banu Kanıbelli dinlerdik birlikte. 4 yaşın tüm meraklarını, ufak tefek dertlerini, kocaman kahkahalarını içinde taşıyan şarkıları vardır; güzel sade besteler, akılda kalan melodilerle.
cd
Şimdi önümüzde İmre Hadi ile yeni bir seçenek var. Daha çok ilkokul çağındaki çocuklar için gibi hissettim dinledikçe, sözleri, melodileri ile. Artık küçük olmayan ama gençler dünyasının melodi ve sözlerine de çok uzak bu yaş çocuklarına ne sunmalı desek, elimiz boş kalıyor genelde. İşte bu şarkılar bir yandan onlara, bir yandan da biraz daha umutlu ve neşeli olmayı dileyen biz büyüklere. Dinleyin, anlayacaksınız…
Not: Sevgili Çiğdem, teşekkür ederiz!

genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

En güzel yanım

dd Sabahtan beri kolumda bir bilezik, üç renkli yumuşacık bir örgü. Basit, sade. Ucunda bir küçük kiraz var, sallanıp duruyor yazdıkça. Durup durup bakıyorum, gülümsüyorum. Şu yağmurlu, karanlık sabahta, iş yerinde debelenirken başka ne gülümsetir bilemiyorum.
En güzel yanım. Anneliğim. İyi anne olduğum için değil, iyi ki anne olduğum için. Bu yanımla daha iyi bir insan oldum ben, daha huzurlu oldum. Daha mutlu oldum. Her şeyin dahası varsa eğer bu hayatta, ben tüm ‘daha’larımı annelikte buldum.
Sallanıyor kiraz, gülümsüyorum. Dün akşam koluma taktı bileziği oğlum; ‘Anneler günü için değil bu, senin için’ dedi. Senin için…
En güzel yanım. Anneliğim. Daha sakin oldum, daha sabırlı. Küçük küçük atılan her adımı dikkatle izlemeyi öğrendim. Büyüdükleri her gün ben de büyüdüm. Çocuk yanımı buldum çıkardım derinlerden. Bilmem sanırdım, ninniler söyledim aylarca. Masallar uydurdum gecelerce hiç durmadan, bir sonraki akşam yeniden hatırladım. Yazmayı ne çok sevdiğimi keşfettim onlar için günceler tuttukça. Doğaya durup bakmayı, karınca deliklerini incelemeyi, kaldırım taşlarından sekerek gitmeyi, ele ele zıplayarak dans etmeyi, daracık ev koridorlarında top oynamayı, kumdan kaleler yapmayı… Yetişkin oldukça bizi terk eden, uzaklaşan ne varsa geri çağırmayı öğrendim.
En güzel yanım. Anneliğim. Karnıma düştüğünüz ilk günden bu yana en saf iki yanım, De’m ve Do’m.
Evde bir telaş iki üç gündür. Yüzüklerim kayboluyor, bakıyorum kağıtlara acemice çizilmiş yuvarlaklar. Oda köşelerinde fiskoslar, sen al ben aldım’lar… Ah diyorum içimden, hediye sizsiniz de, farkında değilsiniz henüz. Anne olunca anlayacak kızım muhtemelen, baba olunca bilecek oğlum. En güzel yanlarımız hep çocuklarımızla gelecek.

mutlu anne içinde yayınlandı | 3 Yorum

Çaya gelen kaplanlar, bizi seven goriller

Çocuk kitaplarını hep çok sevdim. Anılarımın en sıcak parçaları onlara ait. Birkaç güzel İngilizce kitabım da vardı, bugüne dek sakladığım. Hala annem bana okurken nasıl bir merak ve heyecan hissederdiysem içimde, o duygular canlanır sayfaları karıştırırken. O keyifle okuruz De ve Do ile.
Bunların başında The Tiger who came to tea (Çaya gelen Kaplan) geliyor. Küçük Sophie’nin evine çaya gelen süpriz misafir, sarı bir kaplan. Cüssesi nedeniyle çay ve kurabiye kesmez onu, evde ne varsa silip süpürür. Musluktan akan suları bile bitirir ama naziktir kendisi, teşekkür eder giderken… Sophie ona kaplan maması alır ertesi gün, olur da yine gelirse diye, ama bu ziyaret sadece bir kereliktir. 40 yıldır hala en çok sevilen çocuk kitapları arasında Çaya Gelen Kaplan.
tiger
tiger and sophie
Bir diğer kitap da De ve Do’nun, Gorilla (Goril). Önemli bir İngiliz yazar ve çizer olan Anthony Browne’a ait. Hannah gorilleri çok seven, yalnız bir kız. Hep çok meşgul olan bir baba ile yaşıyor. Bir gece ansızın gelen goril ise onun bu yalnızlığını kıracak harika önerilerle dolu…
gorilla
gorilla2
Kitaplara ilgili son sözler De’den:
Babası Hannah’yı hiç goril görmeye götürmemiş, bu üzücü ama sonunda bu durumu fark etmiş, işte bu güzel.
Kapı çalınca kaplanla karşılaşmak harika ve en sonda kaplanın neşeyle borazan çalması da…

genel içinde yayınlandı | 1 Yorum

Gümüş’ü severken…

Bir kedim var, adı Gümüş. Onu sevmeye 17 yıl önce başladım. Küçücük gri bir top olarak girdi hayatıma, kaldırım kenarında yürürken. Haftalarca bir kafeste izledim oysa onu, petshop satmaya çalıştı, kimse almadı. Her önünden geçişimde ‘benimle yaşasa’ dedim içimden, ve sonunda bir gün sokakta korka korka yürürken buldum onu. Kucakladım. Eve geldik. O günden beri kıymetlim.

Bugün De ve Do için de kıymetli. Onunla büyüdüler. Gümüş merakla ama uzaktan izledi bebekliklerini. Üç yaşlarındayken onlar uyumadan çıkmadı ortaya. Ne zaman ev sessizleşirdi, o zaman gelir otururdu yanımıza. Sonra önce De ile bağ kurmaya başladı. Yumuşak huylu kızım onu alıştırdı kendine. Usul usul sevdi, okşadı ve Gümüş’e çocuklarla bir arada olmayı öğretti sanırım. Şimdi Do’nun da kıymetlisi. Ne zaman evde bir yere saklansa Do’yu alıyor bir telaş; ya hastaysa, ya öldüyse, ya onu orada kapalı unutur da çıkarsak evden. 

Ailemizden bahsederken beş kişiyiz diyorlar hep. Anne, baba, De, Do ve Gümüş. Tüm aile resimlerinde ona yer var. Ona özel hediyeler yapıyorlar. Daha küçüklerken yuvacıklar yaparlardı ona atık kutulardan, oyuncaklardan, kumaşlardan. Şimdi artık yemeği var mı, suyu mu bitmiş hepsi çocukların da ilgi ve sorumluluk alanı içinde. Ben unutsam onlar unutmuyor. Geçen pazar balkonda bir kova gördüm, içinde biriktirilmiş yağmur suyu. Bu nedir nedim, Gümüş’ün dediler. Bitkilerin dibinde biriken suları içmeyi seviyormuş ya, onun için özel toplamışlar bu suları.

Image   Image  

Onları bir arada izlemek çok iyi geliyor ruhuma. De’nin bir pamuk yığınına yumulur gibi sarılması, Do’nun kalbindeki tüm sevgisini bir kadife patiyi tutarken ortaya çıkarması. Ders çalışan Do’nun sandalyesine ilişiyor kimi zaman, ya da rüyalara dalmış De’nin yastığında buluyorum kimi gece. Gümüş’e teşekkür ediyorum içimden, ve hatta bazen dışımdan. Bir çocuğun isteyebileceği en güzel, en yumuşak başlı kedi olduğu için. Bir tek gün bile endişe etmedim yan yanalarken. Hatta endişe ettiysem çocuklardan yana değil de Gümüş’ten yana endişe etmişimdir. Do az uğraşmadı yatakların altından onu çekip çıkarmak için, az buz kovalamaca oynamaya kalkmadı onunla. Şimdi Gümüş yaşlı, onun yaşının büyükanneden bile büyük olduğunun farkındalar. Kimse peşinden koşturmuyor allahtan.
Image

Küçük gri kadife kızımız, iyi ki varsın. De ve Do’ya koşulsuz sevgiyi sen öğrettin bence. İyi ki bulmuşum seni sokak aralarında yıllar önce. Elime doğmadın ama bu aralar doğum günün olmalı, öyle tahmin ediyorum. İyi ki doğmuşsun, iyi ki ailemizin bir parçası olmuşsun. Seni çok seviyoruz…

genel, kedi, mutlu anne içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Kararlı annelik, huzurlu çocukluk

Anneliğin binlerce farklı tanımı yapılabilir değil mi? 8 yıldır hangi anne ile anlık sıkıntılar, gündelik zorluklardan söz etsek, eğer o gün ruhen sakin, dengeli bir günümde isem, sözlerim şöyle bitiyor, istisnasız: Anneliğin onda dokuzu kararlılıktan ibaret.

Çok seviyoruz onları. Şüphesiz. Hatta çoğu zaman nasıl ve ne şekilde ifade edemeyeceğimizi düşündürecek kadar çok. Ama bir o kadar da yoruluyoruz. Hangimizin, öyle ya da böyle bir sebepten ötürü sınırlarımızın zorlandığını hissetmediğimiz olmuyor ki? Kararlılık bu anların cevabı bana göre.

ImageKararlılıktan kastımı açayım mı biraz? Çocuğumuza emrivaki yapmamak, kendimize de öyle. Kriz anlarında ondan bir adım önde olup, durumu erken fark etmek. Fark ettiğimizde ne yapacağımızı biliyor olmak. Çocuğumuzun yaşını iyi idrak etmek, karakterini iyi gözlemlemek. Ona ne zaman ve ne için hayır diyeceğimizi anlık ve değişken seçimlerle değil, anlamlı bir bütünsellik içinde bilebilmek. Bunun için akıl yürütmek. Ama aklımıza esir de olmamak…

Çocuğumuza sözle değil, davranışlarımızla yön veriyoruz. Kitaplar da bunu söylüyor, tecrübe de, hatta az biraz büyüdüklerinde onlar da… Davranışlarımıza ne yön veriyor o zaman? Tutarlı olmayan bir davranışın iz bırakmasını bekleyebilir miyiz?

8 aylıkken yatağında uykuya dalabilmesini sağlamak için gereken şey de kararlılık: Kitaplarda öyle yazdığı için değil, onun da kendini güvende hissedebilmesi için kararlı durabilmek. Her nasıl bir yöntem seçmişsek seçelim, bunu onun karakterine en uygun yaklaşımla uygulamaya çalışmak.

Yuvaya alışmasını sağlamak bir kararlılık: Çocuğumuz ağlıyor diye ondan daha ağlamaklı olup da, yapma biçimlerimizi sürekli değiştirmemek, bizi izlerken kendi içinde güveni hissetmesini sağlamak.

Tuvalete alıştırırken, yeni yemekleri keşfetmesini ve sevmesini sağlarken, emziği bıraktırırken, kardeşine vurmamasını öğretmeye çalışırken, oto koltuğuna alışmasını sağlarken… Hepsinde çocuğumuz sadece bizi izliyor, tıpkı bir ayna gibi. Biz nasıl bir duyguyla yaparsak, o da onu benimsiyor. Yani aslında kararlılığın arkasındaki itici güç duygusal. Anne çocuğu yeni bir aşamadan geçerken ne denli sakin ve huzurlu davranıyorsa, çocuğu da o kadar kolay atıyor adımlarını. Ve aslında belki de farkında olmadan onlara hayattaki en büyük anahtarı kazandırıyoruz: Sorunları çözebilme becerisi. Sorunları çözerken kararlı ve sakin kalabilme becerisi.

De ve Do’yu izlerken görüyorum ki birçok huylarının altında benim ve eşimin izleri var. Genlerinden değil, öğrendiklerinden geliyor bu izler. Sıkıntılar ve günlük sorunlar karşısında attıkları her sakin ve kararlı adım beni mutlu kılıyor. Tamam diyorum kendi kendime, ilerisi için umut var…

genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Koca ayı devle karşılaşırsa

kopruKoca siyah ayı devle dans eder mi? Eder. Daracık köprüde karşı karşıya gelirlerse tek çözüm bu olur.

Köprüyü Geçerken 4-6 yaşa hitap ediyor. Bildik bir masalı başka bir bakışla anlatmış Heinz Janish.

Beni yakalayan resimleri oldu, duyguların ifadesini çok güzel anlatıyor sayfalar. Devin gözlerinde endişe, ayının gözlerinde kızgınlık, işe yaramayacak önerilerin soru işareti ve sonra çözüm bulmanın rahatlığı. Daracık bir köprüde dans eden iki koca beden.

Çizimler  tablo gibi, biraz mimari hatta. Ve elbette tüm güzel çocuk kitaplarında karşımıza çıkan ve keşfedilmeyi bekleyen minik detaylar sağda solda.

Okurlara sorum şu, De ve Do büyüdü diyorum ya, onlardan ölçemeyeceğim bir tepkiyi merak ediyorum aslında; acaba küçükler nasıl karşılar o farklı ifadeleri? Okuyanlar gözlemlerini yazarsa mutlu olurum : )

genel, kitaplar içinde yayınlandı | Yorum bırakın

Bekçi Amos’la geri döndük

Uzun zamandır sessiz sedasız duran sayfamı bu nefis kitapla uyandırmak istedim.

Bekçi Amos’un Hastalandığı Gün. amos

De ve Do büyüdü elbette ama açıkçası kendime aldım 🙂 Resimlerinin naifliğini görmem yetti sevmem için.

3.5 – 4 yaş ve üzeri için çok uygun. Fazla uzun olmayan yazılar, büyük ve çok anlamlı görseller, içten bir öykü. Kahramanların herbirinin aslında hafif gizli bir yalnızlığı var ama birbirlerinden destek almaktan mutlular.

Amos yaşlı bir hayvanat bahçesi bekçisi. Sıcacık bakışlarında ben kendi dedemi gördüm sanki. Hayvan dostlarına çok düşkün. Sakin, huzurlu bir adam. Fil, gergedan, baykuş, kaplumbağa ve penguen hasta olup da işe gelemeyen Amos’u, adeta başka bir zaman diliminde asılı kalmış mavi küçük evinde ziyarete geliyor, ona destek oluyorlar.

2010 yılında ödüller almış bu sıcacık dostluk masalının yazarı Philip C. Stead, resimleyen Erin E. Stead. Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkmış.

Kitaplığınızda bulunsun derim…

genel içinde yayınlandı | Yorum bırakın